insan küçük şeylerden mutlu olup, büyük şeylerden mutsuz olmamanın yollarını öğrenmeli.
misal beni ele alalım. evimden uzakta başka bir şehrin denize nazır bir beldesinde, milyonlarca kilometrekare büyüklüğündeki (büyük şeye örnek) koccaman -yer yer duman ama yer yer de yeşil- bir tesisin içinde, günde 10 saat olan (insani şartların dışında bence) standart mesai saatleri içinde kafa patlatmaktayım. etrafımı çevreleyen 18 adam/kadın var. şu anda bile bana bakıyorlar, ağzımdan ne çıkacak kaderlerini nasıl belirleyeceğim diye. zamanlarının %70ini açığımı yakalamaya çalışarak harcıyorlar. soru üstüne soru. "sistem bunu nasıl yapar? yapamaz bence? bence değil kesin yapamaz bunu bir tek ben şu anki haliyle yaparım. sen nah yaparsın sayın danışman alooo" gibi. geri kalan zamanlarında da özellikle ben anlamayayım diye abuk iş-tabirleri yarattıklarını düşünüyorum. maksat gıcıklık olsun.
ama farkındayım. geçen senenin re-run'ı bu sene. proje farklı, insanlar farklı ama en sonunda geçen seneki gibi burdakilerle de enseye şaplak oluruz, eminim. şimdilik x hanım olan ben, x olurum, y bey olan karşımdaki adam da y abi olur, yaşına hürmeten yoksa müdür bile olsalar insanlara isimleriyle hitap etmede sorunum yok.
yaptığım işe gelince, en ufak fikrim yok nasıl başa çıkacağıma dair. çok büyük çok fazla ve ütopik. kendimi, othersın orta yerine paraşütle inmiş zavallı bir lostie gibi hissediyorum. yırtıcıların orta yerine elime hiçbir silah verilmeden bırakıldım. ortamı bilmiyorum, konu çok anlaşılmaz ve ben yeterli donanıma sahip değilim. others beni yemesin diye tek yapabileceğim laf kalabalığı. konuyu bulandırıp bir bilene sormak. bu projeyi de atlatırsam ve sonunda hedeflediğim gibi bir şeyler öğrenirsem beni artık kimse tutamaz. adımı altın harflerle yazdırırım bir yerlere, mesela kendi defterime falan. yoksa benim adımı kim n'apsın.
gelelim ufak şeylere. kaldığım oda geçen haftadan daha rahat gözüküyor gözüme. bunda tabi kaloriferlerin yakılmadığını artık bildiğim için yanımda getirdiğim poların da etkisi var. sonracığıma, yemek yemeye mecbur olduğumuz tek restoranın da yemek menüsünün sadece kebaptan oluşmadığını, her gün bu menünün değiştiğini ve ıspanaklarının çok başarılı olduğunu keşfettim. mutluyum. ıspanak yiyebildiğim için mutluyum. bir de ilk geldiğim gün duştan sıcak su akmıyordu. dün artık duş almam gerektiği için mecburen buzzz gibi banyoya girdim ve korkarak suyu açtım. buzz gibi beklediğim o su sıcacık akmaya başladı ve ben hayatımda herhalde ilk defa gürül gürül ve korkunç sıcak bir suyla duş aldım. benim limitim ılığın biraz üstüdür halbuki. ıstakoz gibi çıktım duştan. vücut ısım herhalde 45 falan olmuştu. dolayısıyla da banyo sonrası normalde battaniye altında oturduğum odamda hiç üşümedim. dün gece çok çok mutluydum.
dün bir de bakkalda durdurdum servisi kitkat ve bira aldım kendime. cezve getirmeye üşenmezsem odamdaki 4 göz ocakta türk kahvesi bile yapabilirim.
daha ne ister insan.
haftanın 5 günü kit katı, birası ve kahvesi olduktan sonra evinde değilmiş, odası soğukmuş, proje manyakmış umrunda olur mu?
yeni felsefeme inanmaya devam ettiğim sürece ufak şeylerden mutlu olan bir insan olmaya niyetliyim ben ey okuyucu. tavsiye ederim.
ps: balkon kapısının altından giren ve odamın kapısının altından çıkan hava seriiin bir esinti bıraktı şimdi. neyseki odada fazladan battaniye var. ya o da olmasaydı? çok şanslıyım çok!
misal beni ele alalım. evimden uzakta başka bir şehrin denize nazır bir beldesinde, milyonlarca kilometrekare büyüklüğündeki (büyük şeye örnek) koccaman -yer yer duman ama yer yer de yeşil- bir tesisin içinde, günde 10 saat olan (insani şartların dışında bence) standart mesai saatleri içinde kafa patlatmaktayım. etrafımı çevreleyen 18 adam/kadın var. şu anda bile bana bakıyorlar, ağzımdan ne çıkacak kaderlerini nasıl belirleyeceğim diye. zamanlarının %70ini açığımı yakalamaya çalışarak harcıyorlar. soru üstüne soru. "sistem bunu nasıl yapar? yapamaz bence? bence değil kesin yapamaz bunu bir tek ben şu anki haliyle yaparım. sen nah yaparsın sayın danışman alooo" gibi. geri kalan zamanlarında da özellikle ben anlamayayım diye abuk iş-tabirleri yarattıklarını düşünüyorum. maksat gıcıklık olsun.
ama farkındayım. geçen senenin re-run'ı bu sene. proje farklı, insanlar farklı ama en sonunda geçen seneki gibi burdakilerle de enseye şaplak oluruz, eminim. şimdilik x hanım olan ben, x olurum, y bey olan karşımdaki adam da y abi olur, yaşına hürmeten yoksa müdür bile olsalar insanlara isimleriyle hitap etmede sorunum yok.
yaptığım işe gelince, en ufak fikrim yok nasıl başa çıkacağıma dair. çok büyük çok fazla ve ütopik. kendimi, othersın orta yerine paraşütle inmiş zavallı bir lostie gibi hissediyorum. yırtıcıların orta yerine elime hiçbir silah verilmeden bırakıldım. ortamı bilmiyorum, konu çok anlaşılmaz ve ben yeterli donanıma sahip değilim. others beni yemesin diye tek yapabileceğim laf kalabalığı. konuyu bulandırıp bir bilene sormak. bu projeyi de atlatırsam ve sonunda hedeflediğim gibi bir şeyler öğrenirsem beni artık kimse tutamaz. adımı altın harflerle yazdırırım bir yerlere, mesela kendi defterime falan. yoksa benim adımı kim n'apsın.
gelelim ufak şeylere. kaldığım oda geçen haftadan daha rahat gözüküyor gözüme. bunda tabi kaloriferlerin yakılmadığını artık bildiğim için yanımda getirdiğim poların da etkisi var. sonracığıma, yemek yemeye mecbur olduğumuz tek restoranın da yemek menüsünün sadece kebaptan oluşmadığını, her gün bu menünün değiştiğini ve ıspanaklarının çok başarılı olduğunu keşfettim. mutluyum. ıspanak yiyebildiğim için mutluyum. bir de ilk geldiğim gün duştan sıcak su akmıyordu. dün artık duş almam gerektiği için mecburen buzzz gibi banyoya girdim ve korkarak suyu açtım. buzz gibi beklediğim o su sıcacık akmaya başladı ve ben hayatımda herhalde ilk defa gürül gürül ve korkunç sıcak bir suyla duş aldım. benim limitim ılığın biraz üstüdür halbuki. ıstakoz gibi çıktım duştan. vücut ısım herhalde 45 falan olmuştu. dolayısıyla da banyo sonrası normalde battaniye altında oturduğum odamda hiç üşümedim. dün gece çok çok mutluydum.
dün bir de bakkalda durdurdum servisi kitkat ve bira aldım kendime. cezve getirmeye üşenmezsem odamdaki 4 göz ocakta türk kahvesi bile yapabilirim.
daha ne ister insan.
haftanın 5 günü kit katı, birası ve kahvesi olduktan sonra evinde değilmiş, odası soğukmuş, proje manyakmış umrunda olur mu?
yeni felsefeme inanmaya devam ettiğim sürece ufak şeylerden mutlu olan bir insan olmaya niyetliyim ben ey okuyucu. tavsiye ederim.
ps: balkon kapısının altından giren ve odamın kapısının altından çıkan hava seriiin bir esinti bıraktı şimdi. neyseki odada fazladan battaniye var. ya o da olmasaydı? çok şanslıyım çok!
3 comments:
yaaaa gittiğin yer benim memleketim olunca bi alıngan hissettim kendimi, orada olup yaşadığınız tüm sıkıntıyı çekip almak istedim... bi sap danışmanı olarak proje yaptığım her yerden nefret ettim şimdiye kadar kuvvetle muhtemel sen de nefret edeceksin benim memleketimden ama yine de oraya başka bi gözle de bakmaya çalış... bozhane civarında dolaşma sakın bar mar olaylarına giriim deme, sen anadolu lisesi TED nereye takılıyorsa oralara git. ben bırakalı oraları 8 sene oldu çok çok çok değişmiş şu an her şey ondan mütevellit direk tavsiye veremiyorum ama kaldığın misafirhanede benim çoookkkk zamanım geçti, bira ve kit kat aldığın bakkalın adı market 76 ise 48 lerin orada bana çok şey ifade eder mesela, lojmanlar, sinema, göztepe, plaj, çınaraltı, okey... küçük yer insanıyım ben :) offf offf...
ereğliden nefret etmiyorum ya. misafirhaneden de.. hatta taş cafeyi seviyorum bile denebilir. yazın çok güzel olacak orası, dışarda oturmak ormanın ortasında.. yürüyüşe çıkmak falan. ama haftanın 5 günü orda olmak, izmirde olsam istanbulu özlerim. evde uyumak farklı bişi biliyosun.
bi de fabrikanın yemekleri korkunç ve sıcak su her zaman yok yani temel ihtiyaçlar açısından koşullar zor biraz =)
siz tabi lojmanda kalıyodunuz ev gibidir orası, benim misafirhane odam gibi 1 yataklı 4 duvar diil ki..
=)
ereğli'ne laf yok söz! =)
bi de mesela, perşembe akşamı ereylin diye bi alışveriş merkezi var orda mudoya gittim. %50-60 indirim vardı. bomboştu birsürü güzel şey baktım. küçük yer olmasının yararı diyebiliriz =) istanbulda olsa kadınların üstüne basarak kasaya anca ulaşırsın..
Post a Comment