Friday, June 4, 2010

you'd remember...

aylar sonra sadece hayatınıza biraz neşe katmak için bu bloga bir şey yazıyorum! değerini bilin!




here comes a feeling you thought you'd forgotten chairs to sit and sidewalks
to walk on oh you had it but oh no you lost it you understood so you shouldn't
have fought it

video olmazsa, www.vampireweekend.com/horchata/

Wednesday, December 23, 2009

end of an era

ben böyle büyük değişikliklerde end of an era tabirini kullanmaktan hoşlanıyorum. öyle geliyor çünkü. bitti gider, kurumsal kip kendi başına kalır. yarın kurumsal iş hayatımın son günü. hayallerimi süslediğini söyleyemeyeceğim bir iş geldi beni buldu. yapar mıyım yapamaz mıyım, bundan bir sene sonra ne olur, bir işim olur mu çok da fazla düşünmeden kabul ettim (daralma anındaki bir kip, ormanda 10 "ay nolcak ya" gücündedir, düşünmeden atlayası gelir) şimdi hafif bir gerginlik var üstümde. gerçekleşmesine şuncacık gün kalmışken bende bir tedirginlik hasıl oldu. yola bu niyetle çıkmamışken e oldu olacak burdan başlayalım haleti ruhiyesiyle, bindik bir alamete... hayır plan yapabilen bir insan olsam keşke.. bundan 5 sene sonra kendimi hiçbir yerde göremiyorum ki? (flashforwarde gönderme: acaba ölecek miyim ondan mı?) şimdi neyin planını yapayım bu belirsizlikte.
...

yeni mekandaki ilk haftalardan tiksinirim her daim. yeni insanlar, yeni jargonlar.. üstelik bu sefer aşina gibi durup bir b.k bilmediğim bir kulvarda başlıyorum. riskleri var, ödülleri var.. bir de tanıdıkları bırakmak var.. gerçi n'olcak yaa (bıkkın kip modu) caddenin öteki tarafına transfer oluyorum; öğlen yemeklerinde buluşuruz. amaaaaaaan şu an itibariyle bıraktım hömörör bunaltı konuşmalarını. 10 ay sonra da işsiz kalırsam amerikadaki ev hanımı anneler gibi blogumdan para kazanırım. nedir ki (!). iş sadece bir çocuk yapıp post-partuma girmeye bakar; sonra ver elini post-partumdan nasıl çıktım içerikli kitaplar ve oluk oluk akan paralar.

bazen diyorum ki burda değil de barbados'ta doğmuş olsam, en büyük hayalim adada derme çatma bi kulübede yaşlanmaktan ibaret olsa.


battı batar, gitti gider, bu devran da burada biter.

Tuesday, December 8, 2009

pst

sevgili blogum, o kadar korktum ki bir an senin şifreni unutmuşum gibi geldi.. çok korktum.. bugün adın geçti biliyor musun? bir blogum vardı dedim. evet vardı; sonra dedim ki, sanki ben şifresini kaydet demiştim de browserdan 15 gün olunca gitti mi sakın? evet öyle bir şey olabilirdi ama hatırladım sonra hemen.. sonra geçmişi hatırladım. blog taşıdığım, kapadığım, zırt pırt açtığım günleri. aynı şey senin de başına gelecek diye çok korktum. sonra kendime geldim blogum. 140 karakter senin yerini tutamaz dedim içimden, yazmayı unuttun dedim sonra. templateini artık sevmediğimi mi düşündüm biraz? sanki. azıcık? sonra dedim ki anlatacak çok şeyim olduğunda değil, hiçbir şeyin olmadığında önemi var blog yazmanın. şu an anlatacak çok şeyim var; o yüzden yazmıyorum blog.

anlatacak çok şeyim olmadığında hala burda olursan görüşürüz. (belki o zaman yepisyeni laptopumdan yazarım)

çav!

Tuesday, September 1, 2009

perfect day

canlı geçiş var diye işe erkenden arabayla gitmeye çabaladığın bir günde arka arabadaki kadının, yanında oturan oğluna laf anlatmaya çalıştığı bir an duramayıp arabasını senin, kaportası kağıttan olan arabanın arka tamponuna gömmesi... lastiğe giren tamponu oradaki bir adama kol kuvvetiyle düzelttirip, "hadi önemli değil" diye kadınla akşam haberleşmeye karar verip yola çıktığında ise içine girdiğin kabus trafik.. bu dur.. kalkma dur dur.. hah şimdi 1 mt git anında, canlıya geçirdiğin sistemde kabus hataların çıktığını öğrenmen ve eli kolu bağlı bir şekilde köprü trafiğinde sıkışmış arabanın içinde oraya buraya telefon ederek çözüme ulaşmaya çalışman.. bugünün en mükemmel gün olmasına yeter mi sanıyorsun? hayır. daha üzerine 40dk trafik çekip işe gittiğinde gelen onlarca telefonun yanında, neden kaynaklandığını bilmediğin "o" hatayı çözmeye çalışacaksın. "şurada çalışan şey burada neden çalışmaz"ın sebebi requestlerin düzgün atılamaması olabilir çekirge bunu unutma. kendinden eminsen, başkasının yaptığı işten şüphelenme konusunda kendine engel olma. yolun açık olsun. hadi şimdi al o telefonu eline de türkiye'nin dört bir yanından kullanıcılara sabah yaptıkları işlemin sistemde oluşan bir hata yüzünden aslında olmadığını, yeniden yapmaları gerektiğini söyle.

ne diyordum? bugün mükemmel bir gün. 1 eylül ve sonbahar.

Sunday, August 16, 2009

sagt mann abenteuer?

elbe kenarında kum üzerinde yatmak da nasip oldu.. yaşasın.. o kadar süre 20 dk uzakta yaşayıp da bir kere bile gelmediğimi farkettiğim o kadar çok yer var ki. hamburg gerçekten keyifli bir şehir, evinde kaldığım arkadaşım muhteşem bir ev sahibesi ve en nihayetinde çok keyifli bir zaman geçiriyorum burda. bugün 6 sene önce 7 ay yaşadığım şehre gittim ve sadece bir kaç gün çalıştığım bir mekanda (schröder's biergarten) nehir (ilmenau) kenarındaki bir masaya oturup bira içtim (ve kitap okudum). almanlar bir garip geldi bu sefer. sanki fazla sevecenler.. ama fazla.. lüneburg'da buluştuğum arkadaşlarım bunun havaların sıcak gitmesinden kaynaklandığını, kışın gelmiş olsam burdaki herkesten nefret edeceğimi söylediler. büyük ihtimalle doğrudur. genci yaşlısı herkes son derece güzel ingilizceleriyle gayet ilgilenerek bana yol tarif etmeye çalıştı. bir tek, tren bileti almak için yardım istediğim öküz hatun ben bilet için bir sürü para verdikten sonra kıkırdayarak yanımdan uzaklaştığında aleyhime bir şeyler olabileceğinden, beni kandırdığından şüphe ettim. gittiğim iki şehir arasında trene biletsiz ya da yanlış binmenin cezası 40 euro. yeterince ceza ödediğim için şans bana bu seferlik güldü, bilet doğruymuş. az önce de 150 euro'mu kaybettiğime inanıp ufak bir kriz geçirdim; meğersem burdaymış..


ne diyordum ki ben? hamburg çok güel bir şehir, hem her yerde su var =)

Friday, August 14, 2009

wilkommen

evet sonrasında hoşbulduk ama ilk kısım çok sancılı oldu. bir ara hatta ne işim var burda bu kadar anti-misafirperver ülkede diye düşünmedim değil. 2 karton sigara için gümrük cezası vermek zorunda kaldım.. hayatımda ilk defa valizim didik didik arandı.. ama sonrası çok güzel geçti.. uta'nın evine geldim ve herşey mükemmel oldu. hamburg ne güzel bir şehirdi hakikaten. hele bisikletin üzerinde..


arkası yarın.

kip's gone bye bye

sevgili blog,
Uykumun en nadide yerinde annem tarafından uyandırılıp önce dusa, ardından da aşağıda 15 dakikadır beni beklemekte olan taksiye pışpışlandım. Iş için yurtdışına çıkmıyor olmanın tek kötü yani havaalanına giderken verilen taksi parasının şirket yerine bizzat kendi kaba etlerimiz tarafından absorbe edilmesi olsa gerek. Yoksa tatile giden bir insanın, iş gezisine gitmeyi tercih edebileceği bir sebep düşünemiyorum.
Almanyaya 6 sene sonra iadeyi ziyaret yapabiliyor olmamdan dolayı fazlaca heyecanlıyım. Ama sanıyorum bir kaç tane daha carcar ağlayan kırmızı alman pasaportlu ahmet bebek görürsem bu fikrimden vazgeçebilirim.

Arkamdaki adam olanca gücüyle burnunu temizlediği için oturduğum yerde kımıldanmaya başladım. Hayır kıroluğundan değil de ya domuz gribiyse? Ben bu kadar paranoyak değildim aslında ama basınçtan kulaklarım patlamasın diye bekleme salonunda bir adet hap içip burnuma da sprey sıkınca kötü kötü bakışlar yedim, bana da bulaştı.

Uçağa alıyorlar artık sonunda. Ben gittim şekerim bye