elimde starbax'tan venti boy (605.8 ml) filtre kahve masamda traveller dinliyorum. komiktir ki starbax karton bardağının beyaz plastik kapağının üstünde de solo traveler yazıyor. bir de caution contents hot. aynen böyle is hot değil, 's hot da değil. neyse önemli bir ayrıntı da değil. doğrusu, dikkatimi çekiyor ama umursamıyorum. şu an umrumda olan tek şey bu zehir gibi kahvenin bir an önce beni uyandırması. bilinçli bir çalışan olarak gözlerimi açık tutmam gerektiğini kendime hatırlatıyorum... o yüzden müşteriler çılgınca telefona sarılıp beni aramaya başlamadan önceki son sakin dakikalarımda kendimi meşgale bulmam lazımdı. ben de burdayım.
--kip: 09.50
*insert depresif background music here*
bedenim uyansa ruhum uyuyor olur eminim. çünkü dün 2'de işten çıkıp, anca 3.30'da yatağına yatabilmiş bu huzursuz ruh, bütün gece yağmaya devam edip sabaha denizotobüslerini iptal edebilitesi olan karı düşünüp yatakta döndü durdu. e5 topkapı'da yoğunlaşan, mecidiyeköyde tipi halini alan kar, arabanın içinde etrafta başka hiçbir canlı yokken çok şahane görünüyordu evet. dinginlik timsaliydi, huzurdu, turuncu gecenin, puslu konik ışıkların altında sarı caterpillar yol makinelerini bile sevimlileştiren bir perdeydi işte. ama sabaha kabus gibi yollar demek olabilirdi. neyseki insan düşünmekten bile yorgun düşüyor. 4 olmadan uyuyabildim. beceriksizce 7.30'a kurmaya çabaladığım alarmlı radyom -biraz da kendi kendimi sabote etmeye çalıştığımdan dolayı- çalmadı ve beni uyandıramadı bittabi. güç bela gözümü açtığımda saat 8.20'ydi ve 8.20 denizotobüsü kaçmıştı.
--kip: 10:20
*insert hareketli background music here*
8.50'ye yetişebilir miyim düşünceleri içinde iken bir anda gece para çekmeyi unuttuğum ve cebimde sadece 5 ytl olduğu aklıma geldi. evden denizotobüsü taksiyle 5, denizotobüsü 6 ytl idi. ve ben sahile yürüsem bile jeton alacak kadar param olmadığı için bakırköy'e geçemeyecektim. evdeki her türlü para bulunabilecek lokasyonu aklıma getirip aklımda efektif bir ıraya dizdikten sonra, odaların arasında dört dönmeye başladım. kardeşin odası: para yok! holdeki portmanto: para yok! mutfak tezgahı: 75 Kr! bütün palto cepleri vs: para yok! kadere bakın ki, evdeki tüm para + cebimdeki para = hala jeton alacak kadar etmiyordu. artık DO kalkış saatine 12 dk kaldığı için, yürüyerek gidemeyeceğim belli olduğu ve taksiyle gitsem bile riskli olacağı için evdeki treasure hunting'imi sonlandırıp evden çıktım.
--kip: 11:14
ilk durak alt komşu. zilini çaldım, ama ses yok. durmak yok, devam. merdivenlerden inerken aklıma eczane geldi. eczaneye koşup: "çok acelem var bana 10 tl borç verir misiniz" dedim. rezalete bakar mısınız. aldım parayı koştur koştur taksi bulup ido'ya gittim. totalde cebimdeki15tl'nin 5'ini taksiciye 6'sını da jetona sökülünce kaldı 4 tl. onun da 1.25'iyle muzlu süt alıp çantamdaki kurabiyelerle denizotobüsünde kahvaltımı yaptım. geriye cebimde kalan 3.75 tl ile tam sigara almaya meyillenmişken ido'dan çıkınca, aklıma yeniden taksiye binmem ve ~25 kağıt sökülmem gerektiği geldi. parasızlığın gözü kör olsun. sigarasız bir şekilde bindim bir taksiye. peşin peşin şöföre hiç param olmadığını, destination'ımız civarında gördüğü ilk yapıkredi'de durması gerektiğini yoksa kendisine ödeme yapamayacağımı en ezik sesimle belirttim.
--kip: 15:00
sonrası ise daha flu. taksicinin "abla yapıkredi" demesiyle destination'da uyandım. o da ne!? yapıkredi'nin yanında bir adet starçax! hemen inip yine cimriliğimden sadece bugünü kotaracak kadar para çekip 20 tl'sini şöföre verip startax'a oturdum. 4,50 tl'ye bir adet venti (dana gibi) filtre kahve söyleyip, sonran 4 önceki sigaramı yaktım. mis.
sonra da yine bir taksiye binip müşteri lokasyonuma geldim.
bütün bu para konusundan o kadar sıkıldım ki, hırsıza davetiye olmasın, evde mutlaka evden çıkıp gidebileceğim en uzak mesafeye beni taksiyle götürebilecek miktarda para bulundurmaya karar verdim. ki bu da sabiha gökçen ya da atatürk havalimanı oluyor. 55 tl. hehe
--kip: 09.50
*insert depresif background music here*
bedenim uyansa ruhum uyuyor olur eminim. çünkü dün 2'de işten çıkıp, anca 3.30'da yatağına yatabilmiş bu huzursuz ruh, bütün gece yağmaya devam edip sabaha denizotobüslerini iptal edebilitesi olan karı düşünüp yatakta döndü durdu. e5 topkapı'da yoğunlaşan, mecidiyeköyde tipi halini alan kar, arabanın içinde etrafta başka hiçbir canlı yokken çok şahane görünüyordu evet. dinginlik timsaliydi, huzurdu, turuncu gecenin, puslu konik ışıkların altında sarı caterpillar yol makinelerini bile sevimlileştiren bir perdeydi işte. ama sabaha kabus gibi yollar demek olabilirdi. neyseki insan düşünmekten bile yorgun düşüyor. 4 olmadan uyuyabildim. beceriksizce 7.30'a kurmaya çabaladığım alarmlı radyom -biraz da kendi kendimi sabote etmeye çalıştığımdan dolayı- çalmadı ve beni uyandıramadı bittabi. güç bela gözümü açtığımda saat 8.20'ydi ve 8.20 denizotobüsü kaçmıştı.
--kip: 10:20
*insert hareketli background music here*
8.50'ye yetişebilir miyim düşünceleri içinde iken bir anda gece para çekmeyi unuttuğum ve cebimde sadece 5 ytl olduğu aklıma geldi. evden denizotobüsü taksiyle 5, denizotobüsü 6 ytl idi. ve ben sahile yürüsem bile jeton alacak kadar param olmadığı için bakırköy'e geçemeyecektim. evdeki her türlü para bulunabilecek lokasyonu aklıma getirip aklımda efektif bir ıraya dizdikten sonra, odaların arasında dört dönmeye başladım. kardeşin odası: para yok! holdeki portmanto: para yok! mutfak tezgahı: 75 Kr! bütün palto cepleri vs: para yok! kadere bakın ki, evdeki tüm para + cebimdeki para = hala jeton alacak kadar etmiyordu. artık DO kalkış saatine 12 dk kaldığı için, yürüyerek gidemeyeceğim belli olduğu ve taksiyle gitsem bile riskli olacağı için evdeki treasure hunting'imi sonlandırıp evden çıktım.
--kip: 11:14
ilk durak alt komşu. zilini çaldım, ama ses yok. durmak yok, devam. merdivenlerden inerken aklıma eczane geldi. eczaneye koşup: "çok acelem var bana 10 tl borç verir misiniz" dedim. rezalete bakar mısınız. aldım parayı koştur koştur taksi bulup ido'ya gittim. totalde cebimdeki15tl'nin 5'ini taksiciye 6'sını da jetona sökülünce kaldı 4 tl. onun da 1.25'iyle muzlu süt alıp çantamdaki kurabiyelerle denizotobüsünde kahvaltımı yaptım. geriye cebimde kalan 3.75 tl ile tam sigara almaya meyillenmişken ido'dan çıkınca, aklıma yeniden taksiye binmem ve ~25 kağıt sökülmem gerektiği geldi. parasızlığın gözü kör olsun. sigarasız bir şekilde bindim bir taksiye. peşin peşin şöföre hiç param olmadığını, destination'ımız civarında gördüğü ilk yapıkredi'de durması gerektiğini yoksa kendisine ödeme yapamayacağımı en ezik sesimle belirttim.
--kip: 15:00
sonrası ise daha flu. taksicinin "abla yapıkredi" demesiyle destination'da uyandım. o da ne!? yapıkredi'nin yanında bir adet starçax! hemen inip yine cimriliğimden sadece bugünü kotaracak kadar para çekip 20 tl'sini şöföre verip startax'a oturdum. 4,50 tl'ye bir adet venti (dana gibi) filtre kahve söyleyip, sonran 4 önceki sigaramı yaktım. mis.
sonra da yine bir taksiye binip müşteri lokasyonuma geldim.
bütün bu para konusundan o kadar sıkıldım ki, hırsıza davetiye olmasın, evde mutlaka evden çıkıp gidebileceğim en uzak mesafeye beni taksiyle götürebilecek miktarda para bulundurmaya karar verdim. ki bu da sabiha gökçen ya da atatürk havalimanı oluyor. 55 tl. hehe
1 comment:
yase ya çok eğlendim okurken :) eczaneden borç istemişsin ya koptum, eczacıya ayrı bir sevgi besledim :) süpersin :)
Post a Comment