ağlak çok güzel bi kelime. siz bilmezsiniz; benim gibileri tarif etmek için kullanılır. tarif de değil. tarif aslında bir yol için kullanılır. soldan sap, sağdan ikinci sokak gibi. benim için ağlak aslında bir tanım. tarif etmek gerekseydi şişko ve koyu renk saçlı derlerdi.
soru: yasemini nasıl bilirsiniz?
cevap: ay o mu çok ağlaktır o.
gibi.
"neden"ine gelince,
yemek yedim odama çıktım değil mi? evet. insan olan cnbce takılır eğlenir vs. ben gittim zap yaparken atv'de bi dizi gördüm, kendi kendime düşündüm, arka planda türkçe bir şeyler olsun kitap okurken hem de takip ederim. multi tasking olayı. neyse, neymiş bi dizi başlamış yeni bozcaada'da geçiyormuş, oh pek güzel izleyebilirim o zaman. adı ne? sessiz gemiler.
bi dur burda değil mi? isminden daha belli, şiiri bilen içinse daha da acıklı. bana daha sessiz gemi desen, şiirinden iki kuple okurum, hümeyradan sessiz gemi desen başlarım ağlamaya.
ama ben sandığım kadar akıllı değilim. başladım izlemeye. kitabı falan da bi kenara bıraktım bu arada. tam konsantre.
(babayı savaş dinçel oynuyor, o adama bayılırım, güzel.)
yaşlı bir çift var. bozcaadada kaleyi gören, sardunyalarla bezeli beyaz taş bir evde yaşıyorlar 40 yıldır. baba, uğraşmış didinmiş 5 çocuğunu da güç bela okutmuş adam etmiş. benim yakaladığım sahnede bayram için çocuklarına hazırlık yapıyordu karı koca. kadın şuruplu bi tatlı yapmış, tabaklara koyuyor. "bu kızım ipek için, şurubunu az sever, bu oğlum için o çok şuruplu sever, bu da bilmemkim kızım için hiç şurupsuz". hazırlıklar tamam. evlatlarını bekliyorlar. ama gelen giden yok, sadece bin bir bahaneyle gelemeyeceğini söyleyen çocuklarının ettiği telefonlar çınlıyor beyaz evde. bu noktada zaten hüzünlenen bendeniz, bir de babanın bayramlıklarını giymiş karısını zorla adaya yanaşacak son arabalı vapuru karşılamaya götürmesiyle dağılıyorum. çünkü öyle bir sahneki, asla gelmeyecek olan oğulları murat'ı bekliyorlar. vapur dağılıyor, murat inmiyor, inemez de. anne neden inemeyeceğini biliyor, kocasına "mümtaz bey aramadı oğlan gelecek olsa oralardan aramaz mıydı" diyor. ama murat ın neden inmeyeceğini ben de biliyorum. çünkü murat büyük ihtimalle ya öldü ya da hapiste. babalarına söylememek için bin bir takla atıyor çocuklar. başka bir oğlu muratmış gibi telefon ediyor babasına hal hatır soruyor falan. neyse.
muratın gelmemesi üzerine baba yıkılıyor. o kadar emin ki sürpriz yapacağına oğlunun. kös kös geri dönüyor evine. ama yolda da karısıyla bir kır kahvesinden gelen müzik eşliğinde dansetmekten geri kalmıyor. pek romantikler, elele yürüyorlar yollarda.
akşam oluyor eve dönerlerken karısını önden gönderiyor baba, çünkü karısıyla 50. evlilik yıldönümleri o akşam ve bir sürü beyaz gül ısmarlamış çiçekçiye, onları almaya gidiyor. yine romantizm ve benim gözler doldu bile. bu arada eve erken giden karısı kapıda bir adamla karşılaşıyor. emlakçı. meğersem oturdukları ev kiraymış, ve ev sahipleri ölmüş. çocukları da evi yıkacaklarmış, mümtaz beyle nimet hanımın evi bir ay içinde boşaltmaları gerektiğini söylüyor ve gidiyor. kalbim titremeye başlıyor. bu kadar da olmaz ki çocukları bayramda gelmemişler anne babalarının evine artık gelseler de kar etmeyecek evleri olmayacak ki diye düşünüyorum. hepsi bu kadar değil ama. ben kaşındım.
mümtaz bey eve geliyor yemek faslı vs. sonra ne oluyorsa oluyor adamcağız sakladığı çiçekleri karısına vermek için bahçeye iniyor ve geri döndüğünde karısını balkondaki sandalyede kımıldamadan otururken buluyor. ölmüş. o çiçekleri karısının kucağına koyarken ve ağlarken ben artık televizyonu göremez duruma geliyorum gözümdeki yaşlardan. o hayırsız çocuklar teker teker adaya geldiklerinde babanın onlara karşı tavrı, karısını murat'ı gelmeden gömmeye razı olmayışı, bütün gece musalla taşındaki karısı yalnız kalmasın diye caminin duvarında oturması yüreğimi dağlıyor. murat'mış gibi ali arıyor babasını, "babam gelemem ben hava kötü uçaklar kalkmıyor gömün annemi diyor." razı oluyor. işte artık kimsesi yok mümtaz beyin. 5 tane hayırsız (hadi biri ölü) evladı da olmasa da olur. yoklar ki onlar. ölüm olmasa adım atmayacaklar adaya. yapayalnız yaşlı bir adam. karısına aşık, ondan kopmaya gönlü razı olmayan bir adam. "allahım uyursam uyanmama izin verme" diyor. çocuklarından uzak duruyor. ağlamaktan gözlerim şişiyor, burnumu siliyorum. ve sonra o ağlayan çocuklar gidiyor, daha cenazenin akşamına "babamı kim alacak yanına" atışması başlıyor.
eeeeh diyorum. bana bu eziyeti yapmaya hakkınız yok. ve kapatıp televizyonu aşağı otel lobisine iniyorum. gözlerim kıpkırmızı, burnumu çeke çeke. bi sigara ki kahve bunları yazıyorum.
"yasemini nasıl bilirsiniz"in cevabı işte budur.
ya sas pedia!
-
müziği bırakıyorum açıklamasını yaparken uzun, yeni yıkanmış, sarı
yelelerine mi yoksa dev güneş gözlüklerine mi baksaydım karar veremediğim
törkiş ar...
10 years ago
2 comments:
hangi psikopat yazmis o dizinin senaryosunu yaa! Nasi bi sey be bu? Okurken yuregim sikisti yemin ederim.
ayyyy... bi insanın üstüne de bu kadar gelinmez ki ya... lime lime oldum :(
Post a Comment