Friday, April 18, 2008

ekzekütiv rum


ayıptır söylemesi size şu an güzide bir otelimizin warzsawa şubesinin executive room'undan sesleniyorum. görmemişin odası olmuş dediğinizi duyar gibiyim, ama bunu hakettim. nasıl mı? anlatıyorum.

bu son varşova gezimde her zaman kaldığımız otelde yer olmadığı için çarşamba ve perşembe gecelerini ibis adlı, adının arkasındaki 3 yıldızı bile haketmeyen abuk subuk bir otelde tek başıma geçirdim.
bu ibiş otel şehirden taksiyle 1 saatlik bir mesafede, etrafında medeniyet namına sadece araba tamircileri ve real supermaket olan bir yerdeydi. yani istanbul standartlarında tuzla civarında tem üstünde bir otelde kaldım diyebiliriz. bu yetmiyormuş gibi otelin dandik restoranındaki aptal yemekler onlarca zloty tutup bir halta benzemediğinden benim yegane gıdam real'deki drive in mcdonalds ve pizzacı idi. karbonhidrat rejiminin dibine vurmayı gözüne koymuş bir insan olarak bu şartlar altında ne kadar başarılı olduğumun takdirini siz sevgili okuyucularıma bırakıyorum. kaldığım odayı anlatmak isterdim ama pek bir detay yok. detay derken sabun bile yoktu, real'den almak zorunda kaldım yani düşünün. mini barmış, temiz çarşaflarmış hak getire, nevresim bile yoktu. hani şu kötü otellerde battaniyeyi çarşafa sararlar ya aynen o hesap. aslında ibiş otelini kötüleme postumu önceki gecelerde yazmaya çok çaba sarfettim ama tahmin edebileceğiniz üzere internet de yoktu. civardaki az sayıdaki binanın wireless'ına da sağlıklı bir şekilde bağlanamadım bittabi. neyse kısmet bugüneymiş.

girizgahtaki havlu (ve mutlu ifadeler) da neyin nesi diye soracak olursanız, kaderle flörtümüzün kanıtı olduğunu söyleyebilirim. çarşamba günü otele ilk adımımı atmamdan itibaren daha iyi bir otele geçmek için çalışmalara başladım. şehirdeki binlerce otelin 300 euro altındaki odalarına kıran girdiği için (bir başkentte sadece en lüks otellerin apart daireleri mi boş olur ya, onlar da 400 eurodan başlıyor oha yani) muvaffak olamadım. ta ki her zaman kaldığımız şehir merkezindeki oteli arayıncaya kadar. cuma günü için bana oda ayarlayabileceklerini beni çok sevdiklerini söylediler. havalara uçtum.

ama bu abartılı hareketimde erken davranmışım. az önce otele checkin yaparken bana her zaman kaldığım kattakilerden farklı bir oda numarası söylediler: 442. yani 4. kat. önce pek sallamayıp bu sefer ne kadar ödeyeceğimi sordum. her zamankinden 30 euro daha fazlaymış. enteresan geldi tabi, ama burdaki otellerde günden güne oda fiyatlarının değişmesi gibi aptal bir nosyon olduğundan yine umursamayıp 4. kata yollandım. koridorda hafif bir bahar esintisi, dekorasyonda ufak değişiklikler gözüme çarpmadı değil, yalan olmasın.. ama anyayı konyayı 442 no'lu odanın kapısını açınca farkettim.

varan bir: dolabın kapısında muhteşem beyazlıkta iki adet bornoz asılı! ceplerinde de havlu terlikler!!
varan iki: yatak king size xxl
varan üç: televizyon eşşşek kadar
varan dört: gardropta tefal marka ütü, ütü masası, pantolon ütüsü, kocaman bir kasa var (n'apacaksam)
varan beş: çalışma masasının önünde yeşil deriden kocaman bir patron koltuğu var
varan altı: (ki burda artık banyoya girmiştim) banyodaki bakım ürünleri böyle dandik sabun ve şampuandan değil envai çeşit bakım kremleri, yağlar, banyo köpükleri boncuklar vs. lerden oluşuyor. törpü ve tartı bile var -ki tartıya çıkmaya korktuğum için yokmuş gibi davranıyorum. nana nana na naaa

internetin ve minibardaki alkolsüz içeceklerin ücretsiz olmasından bahsetmiyorum bile. (bu bahsetmemiş halim)

şimdi o iş adamlarının minicik bavullara tıkıştırdıkları gömlekleri nasıl olup da her gün jilet gibi giyebildiklerini anlıyorum. bizim gibi standart oda müdavimleri nasıl bakımlı olsun, zıpkın gibi fişek gibi olsun anacım? biz alelacele bir duş sonrası kendimizi 50*70 ebatlarında bir havluyla kurulamaya çalışırken adamlar bol köpüklü küvet sefasından çıkıp yumuşacık bornozlarının içinde deri patron koltuklarına oturup 100küsur ekran tv lerini izleyip oralarına buralarına beleş bakım kremlerini sürüyorlar. şimdi allaaaşkına benden alınan randımanla o adamınki bir mi?
(tabi ki "o adam"ın muhtemelen müdür olduğu, benimse şirketin binlerce elemanından biri olduğum gerçeğini yok sayıyorum)

ha bu arada yanlış odada olduğumu farkedince resepsiyonu arayıp "bu işte bir yanlışlık var bayan ben bu kadar zengin değilim" dedim. lütfen aaa. ama polska hatun kişi bana zaten arada 30 eurocuk fark olduğunu ve başka odaları olmadığını istersem kapı önünde yatabileceğimi ima edince sustum. bu durumda bana sadece bu odanın keyfini sürmek düşüyor. niohahahah


bu arada, havluların üstüne executive bedroom yazarak ne demek istemişler onu anlayabilmiş değilim. "sayın executive sizin havlularınız alt tabakanın havlularından ayrı yıkanıyor, onları daha bir dikkatli temizliyoruz haberiniz olsun" mu demek bu? terbiyesizler.

odam hakkında bu kadar satc'ye geri dönüyorum. ciao!

5 comments:

Esterhazy said...

Isin gucun hava atmak! eski Yase bole miydi, Goztepe Kampusu'nde sile bezi bluzlar giyen kadife pantolonlu Yase boole miydi? Ey hayat, nasi degistiriyorsun insanlari :)

kip said...

ya ama ya.. görmemişin executive room'u olmuş demeni tercih ederdim..

ayrıca değiştim evet..mecburiyetten.. bugün H&M'den nerdeyse 2000 senesinde göztepede giydiğim şeylere benzeyen bi tshirt alıyodum ki gözüm bi trençkota takıldı. haftanın 5 günü iş kadın 2 günü eski ben olduğumu düşünerekten (%71e %29 şekerim) trençkotu aldım. zaten ikisine param yetmezdi.

amaaaa şimdi sen bunu dedin ya yarın gidip alıyorum o thsirtü!!!!
hepsi senin suçun!!!

Anonymous said...

jakuzi var mi jakuziii??

kip said...

yok ayol =) kral dairesi diil ki bu ehehe

Wuthering said...

yaaa :(