cumartesi yani dün, bana çok az faydası olan uzuuuuun (5 saat) alışveriş dolu bir gün geçirdim. mezuniyeti için takım elbise almak icap etmese hayatta kendiliğinden "alışverişe gidelim" demeyen biraz da alışveriş yeniyetmesi olan erkek kardeşimle o dükkan senin bu dükkan benim, birbirinin hemen hemen aynısı binlece takım elbiseyi gözden geçirdik.
bütün erkekler böyle değildir eminim ama benim kardeşim biraz garip. takıntılı desek daha doğru olur. üstünde nasıl durması gerektiğini bile bilmediği ceket ve pantolon takımları için kırk yıllık yönetici edasıyla deseni şöyle olsun, dokuması böyle olsun, ceketinin yakası bilmemne olsun diye buyurması annemle beni çileden çıkardı. ben alışverişten çok zevk alırım, ama olmayan bir şeye de diretmem sonuçta. denediğim bir şeyin üstüme olmadığını daha elbiseyi askıdan alıp üstüme tuttuğumda, hadi yemedi diyelim, kabindeki ilk 30 saniyede anlarım. pek sevgili kardeşim ise öyle değil. "yavrum bak bu baba pantolonu gibi, pileli o, olmaz o sana" dediğimiz tüm pantolonları giyip, yarım saat aynada şalvar giymiş züğürt ağa edasıyla kendisini seyretmeyi pek seviyor.
ilk girdiğimiz mağazada üstüne muhteşem oturan italyan bir takım denetmiştik zorla. zorla diyorum çünkü kalıbı, modeli üstüne muhteşem oturmuş olan bu takımı beyefendi "lacivert buuuu" diye daha en başından kara listeye almıştı. erkek dediğinin zaten takım elbisede kaç renk opsiyonu olabilir ki allah aşkına? açık gri, kahverengi ve bej gibi ancak yaşlanıldığında silah zoruyla giyilmesi gereken renkler dışında ya laciverttir, ya siyah, ya da füme. hayır efendim, siyah olacakmış. dümdüz siyah. garson gibi olur yapma etme dedik, dinletemedik. lacivert muhteşem takımı kutsal su görmüş vampir edasıyla üstünden fırlattıktan sonra kendisine beyaz gömlek eşliğinde siyah bir takım da giydirttik, o da farketti garson olduğunu. hadi saplantısından vazcaydı. ama.. ama!!! en büyük hatamız da bu oldu sanırım, çünkü garson faciasından sonra renk ve desen seçeneklerimiz iyice daraldı: siyah ama belli belirsiz çizgili!
oh yeah!
bilindik erkek mağazalarında 48 beden siyah ve çizgili, dar kesimli a.k.a genç modeli takım elbise bulmak bir adet mission impossible filmi senaryosu gibi. bir sürü mağaza gezerken, beymendeki milyarlık takımlara bile fit olmuşken, adam beğenmiyor da beğenmiyor. çok anladığı da yok ama biraz da bizden etkilendiğinden, beğenmediği halde aynı takımın içinde mağazanın içinde volta atıp duruyor. fenalıklar bastı annemle bana. kaş göz yapıyoruz aramızda. "tamam bu çok güzel oldu diyelim artık" falan diyoruz. nafile.
neyse saatler sonra, girdiğimiz 5. mağazada ağzı acayip laf yapan satıcının da büyük desteğiyle bir adet takım elbiseyi beğendi beyefendi. gerçekten de siyah ve belli belirsiz çizgili. ama onun da ceketinin beli bol geldi tabi. lacivert gibi cuk oturdu dese şaşardım zaten. hadi onun da tadilatı için iğneler takıldı falan, en sonunda tamamdır, tamamladık bu quest'i dedik. ama erken demişiz. kardeş bey tutturdu manşetli gömlek de isterim, evdeki kol düğmelerimi takacağım diye. hadi ona gömlek baktık, yetmedi evdeki bugs bunnyli kravatları geldi aklımıza 2 adet de kravat aldık ve sersefil bir şekilde mağazadan ayrıldık. dönüş yolunda acaba o laciverdi de alsa mıydık diye söyleniyordu kendi kendisine, anneme: "sen mi vurursun ben mi?" dedim de sustu.
post'un girişinde "bana çok az faydası olan alışveriş" dememin sebebi ise bu 5 saatlik işkenceden benim de elimde en azından bir adet torbayla dönebilmiş olmam. bir ara takımların arasında kendimi intihara meyilli hissedince ayakkabı standına doğru yol aldım tabii ki. (tabi =)) ve muhteşem gül kurusu rengi ayakkabıları farkedip, indirimde olmalarını da fırsat bilip üstüne atladım. ayakkabıları görüp, beğenip, deneyip parasını ödemem ise 5 dakikamı almadı takdir edersiniz.
o kadar güzeller kiiiiii
hehe
bütün erkekler böyle değildir eminim ama benim kardeşim biraz garip. takıntılı desek daha doğru olur. üstünde nasıl durması gerektiğini bile bilmediği ceket ve pantolon takımları için kırk yıllık yönetici edasıyla deseni şöyle olsun, dokuması böyle olsun, ceketinin yakası bilmemne olsun diye buyurması annemle beni çileden çıkardı. ben alışverişten çok zevk alırım, ama olmayan bir şeye de diretmem sonuçta. denediğim bir şeyin üstüme olmadığını daha elbiseyi askıdan alıp üstüme tuttuğumda, hadi yemedi diyelim, kabindeki ilk 30 saniyede anlarım. pek sevgili kardeşim ise öyle değil. "yavrum bak bu baba pantolonu gibi, pileli o, olmaz o sana" dediğimiz tüm pantolonları giyip, yarım saat aynada şalvar giymiş züğürt ağa edasıyla kendisini seyretmeyi pek seviyor.
ilk girdiğimiz mağazada üstüne muhteşem oturan italyan bir takım denetmiştik zorla. zorla diyorum çünkü kalıbı, modeli üstüne muhteşem oturmuş olan bu takımı beyefendi "lacivert buuuu" diye daha en başından kara listeye almıştı. erkek dediğinin zaten takım elbisede kaç renk opsiyonu olabilir ki allah aşkına? açık gri, kahverengi ve bej gibi ancak yaşlanıldığında silah zoruyla giyilmesi gereken renkler dışında ya laciverttir, ya siyah, ya da füme. hayır efendim, siyah olacakmış. dümdüz siyah. garson gibi olur yapma etme dedik, dinletemedik. lacivert muhteşem takımı kutsal su görmüş vampir edasıyla üstünden fırlattıktan sonra kendisine beyaz gömlek eşliğinde siyah bir takım da giydirttik, o da farketti garson olduğunu. hadi saplantısından vazcaydı. ama.. ama!!! en büyük hatamız da bu oldu sanırım, çünkü garson faciasından sonra renk ve desen seçeneklerimiz iyice daraldı: siyah ama belli belirsiz çizgili!
oh yeah!
bilindik erkek mağazalarında 48 beden siyah ve çizgili, dar kesimli a.k.a genç modeli takım elbise bulmak bir adet mission impossible filmi senaryosu gibi. bir sürü mağaza gezerken, beymendeki milyarlık takımlara bile fit olmuşken, adam beğenmiyor da beğenmiyor. çok anladığı da yok ama biraz da bizden etkilendiğinden, beğenmediği halde aynı takımın içinde mağazanın içinde volta atıp duruyor. fenalıklar bastı annemle bana. kaş göz yapıyoruz aramızda. "tamam bu çok güzel oldu diyelim artık" falan diyoruz. nafile.
neyse saatler sonra, girdiğimiz 5. mağazada ağzı acayip laf yapan satıcının da büyük desteğiyle bir adet takım elbiseyi beğendi beyefendi. gerçekten de siyah ve belli belirsiz çizgili. ama onun da ceketinin beli bol geldi tabi. lacivert gibi cuk oturdu dese şaşardım zaten. hadi onun da tadilatı için iğneler takıldı falan, en sonunda tamamdır, tamamladık bu quest'i dedik. ama erken demişiz. kardeş bey tutturdu manşetli gömlek de isterim, evdeki kol düğmelerimi takacağım diye. hadi ona gömlek baktık, yetmedi evdeki bugs bunnyli kravatları geldi aklımıza 2 adet de kravat aldık ve sersefil bir şekilde mağazadan ayrıldık. dönüş yolunda acaba o laciverdi de alsa mıydık diye söyleniyordu kendi kendisine, anneme: "sen mi vurursun ben mi?" dedim de sustu.
post'un girişinde "bana çok az faydası olan alışveriş" dememin sebebi ise bu 5 saatlik işkenceden benim de elimde en azından bir adet torbayla dönebilmiş olmam. bir ara takımların arasında kendimi intihara meyilli hissedince ayakkabı standına doğru yol aldım tabii ki. (tabi =)) ve muhteşem gül kurusu rengi ayakkabıları farkedip, indirimde olmalarını da fırsat bilip üstüne atladım. ayakkabıları görüp, beğenip, deneyip parasını ödemem ise 5 dakikamı almadı takdir edersiniz.
o kadar güzeller kiiiiii
hehe
No comments:
Post a Comment