haftabaşından beri başımızda yabancı danışman kabusu var.. kabus demeyelim ama bu ara alışık olduğum üzere pain in the ass diyelim. insan cevap vermek istemediği soruları kendi anadilinde pek güzel laf kalabalığı yapıp geçiştirebiliyor ya, ingilizce konuşurken ben bunu daha iyi başarıyorum. bir süre uzata uzata saçma detaylara girip konuyu dağıtıp yabancı adamın suratına "ben anlattım ama anlamamış gibisin dostum?" ifadesiyle bakakalıyorum. ben bu ifadeyi yeni buldum; size de tavsiye ederim çok başarılı. zaten kendisi de ingilizce fakiri olduğundan oscarlık performansım sayesinde herşey süt liman oluyor.
şimdi bizim abi italyan kökenli fransız. bir de senelerin gurbetçisi çok şeker bir amcamız var. her yabancıyı rakı balığa götürmek farz olduğu için biz de geri kalmadık bittabi. rakımızı içirdik; çipuramızı yedirdik. ve sardırdık geyiğe. masada 5-6 adam gibi adam düşünün, gün içinde gayet resmiyiz, sizli bizli muhabbetler, ingilizce parçalamalar vs. yemek masasında da ilk bir kaç dakika işten kopmayı başaramamış olsak da, yarım saat sonra geyiğin dibine vurmuş bulunduk. bir çok farklı konudan sonra, konumuz bir ara (şaşırtıcı olacak belki ama) "aa siz türkler çok modern, deveye binmiyor" fln değil; "türkçe-fransızca ortak kelimelere" geldi
benim klasik 4lemem: viraj-imaj-asansör-tretuvar'dır. bu kelime dağarcığıma (televizyon gibi çok enternasyonel olanlar dışında) bu 2 günde yenilerini de ekledim.
etiket, profiterol, pantolon, gardrop, robdöşambr, lojman, bilet, avukat, baskül, şöför, garson fln filan.
sonra nane likörlü türk kahvesi içtik kalktık zaten.
burda herşey bana sıkıcı gelmeye başladı.
bit.
şimdi bizim abi italyan kökenli fransız. bir de senelerin gurbetçisi çok şeker bir amcamız var. her yabancıyı rakı balığa götürmek farz olduğu için biz de geri kalmadık bittabi. rakımızı içirdik; çipuramızı yedirdik. ve sardırdık geyiğe. masada 5-6 adam gibi adam düşünün, gün içinde gayet resmiyiz, sizli bizli muhabbetler, ingilizce parçalamalar vs. yemek masasında da ilk bir kaç dakika işten kopmayı başaramamış olsak da, yarım saat sonra geyiğin dibine vurmuş bulunduk. bir çok farklı konudan sonra, konumuz bir ara (şaşırtıcı olacak belki ama) "aa siz türkler çok modern, deveye binmiyor" fln değil; "türkçe-fransızca ortak kelimelere" geldi
benim klasik 4lemem: viraj-imaj-asansör-tretuvar'dır. bu kelime dağarcığıma (televizyon gibi çok enternasyonel olanlar dışında) bu 2 günde yenilerini de ekledim.
etiket, profiterol, pantolon, gardrop, robdöşambr, lojman, bilet, avukat, baskül, şöför, garson fln filan.
sonra nane likörlü türk kahvesi içtik kalktık zaten.
burda herşey bana sıkıcı gelmeye başladı.
bit.
5 comments:
her gece alem yapmak insanı sıkar tabii. biz de orda çok çalışıyor, çok yoruluyor diye üzülüyoruz.
konuşana bak ! "müşteri geldi bebeğe gittik, müşteri geldi tabağı 100 ytl ye sufle yedirdik" demiyorum ben zırt pırt herhalde. kırk yılda bir burdaki barakamsı balık restoranlarına gitmişim bir duble rakı içmişim, ertesi günlerde de 10 a kadar çalışmışım ama.. farketmez!
kahpe adalet!
tabure var bi de. Ben bizim Fransizlarla konusurken kesfetmistim. Bu arada onlar da burada, 3 gundur turist gezdiriyorum, bayilicam!
ehe he!
ozi: y evet anlatsana blogunda nerelere götürdün neler yaptınız fln =P
hor: düşene gülünmez! çok ayıppp
Post a Comment