Thursday, March 19, 2009

das isch (und ich?)

bu aralar yine geldi benimkiler. ben daha içime sindirmeden tam olarak bu konunun daha da bir detayı yok.
***

bu yüzden midir nedir bilmiyorum yaptığım işi, etrafımdaki insanları, müşterilerimi, çalıştığım şirketleri düşünmeye verdim kendimi. 2000 senesinden beri kah gönüllü kah stajyer olarak, 2005'ten beri de bilfiil maaşlı bir iş insanı olarak çalıştım durdum. ilaç şirketinde çalıştığım dönem hariç ne şanstır ki hep temeli işten tanışıklığa dayanmayan, çoğunluğu okuldan, az bir kısmı ordan burdan tanıdığım arkadaşlarım oldu bu iş ortamlarında. şimdi düşünüyorum da bu o kadar farklı bir hissiyat katıyor ki iş mefhumuna, "iş" iş olmaktan çıkıyor, bilgisayar laboratuarında yapılan bir projeye / dönem ödevine dönüşüveriyor. hiç bir zaman tam olarak yalnızlık hissetmedim ben bu yüzden. yaptığım işler hep IT merkezli olmasına rağmen hepsi çok farklı konulardı; dolayısıyla her birine çömez başladım ben.

yeni girilen bir ortamda, hiç bir şeyden anlamayan bir çömez olma insanın gerim gerim gerilmesine yol açar aslında. kendini kanıtlama çabası vardır profesyonel olarak; milletle tanışma hezeyanları başlar bir de eş zamanlı. nefret de etsen, çok da bayılsan aynı ortamda nezih bir birlikteliği yürütmen gereken zor insanlar. işte benim şansım burda devreye girdi. yemekhanede, sigara molasında, çoğu zaman hemen arka masamda hep eskilerden birileri oldu. ben çoğu projem de dahil, hiç tamamen yabancı bir ortamda olmadım. en fazla 2 sigara molası arasındaki zaman sonra yanına koşabileceğim, "ben yapamıyorum, yapamayacağım" ya da "birazdan şu adamı boğarak öldürebilirim" diyebileceğim biri oldu. aynı şirkette olmasak da benim yaptığımı yapan, benim adımlarımı benden önce yürümüş o kadar çok arkadaşım var ki.. onlarla da gel zaman git zaman aynı toplantı odalarında kesişecek yollarımız. insanlar eski arkadaşlarıyla buluştuğunda konu sıkıntısı yaşar ya, biz buluştuğumuzda işten bahsetsek de fransız kalan kimse olmuyor en azından. bu bile bir şeydir.

bir telefon uzaklığında "şunu yapamadım yardım et!!" diye çığırabilirim, çünkü aynı işi yapıyoruz. hedeflerimiz, çekincelerimiz hep aynı. bu yüzden işte, çalışmak benim için hala üniversitenin laboratuarında ödev yapmak gibi bir şey. az bir farkla: artık şirket laptopum var ve gömlek giyiyorum. küfrettiğim hocaların yerini, bir kaşık suda boğmak istediğim müşteriler/ çalışanlar aldı.

bu yüzden tek başıma gidip de sıfırdan bir giriş yapabilir miyim bilmiyorum.. işte bu yüzden çekiniyorum ve hiç bir zaman adım atamayabilirim gibi geliyor.

5 comments:

Herbert said...

oluyor. yani öyle sanki annenin karnından o toplantı odasına doğmuşsun gibi şıp diye dalıp, bi de bu açıdan bakmaya ne dersiniz gibi olmuyor. ama bir şekilde oluyor, korktuğun kadar zor değil

kip said...

toplantısında, kendini kanıtlamada değilim ben aslında ya.. kimseyi tanımadığım yeni bir şirketteki (yeni bir kültürdeki) o giriş döneminden tedirginim..

sedax said...

yaauw merak etme iyi bi fırsat olursa yine beraber gideriz

malumafatrus said...

benimkiler genelde böyle oldu... Gerçekten bilinmemezmliğin getirdiği karın ağrısı ilk birkaç gün kendini şapşal gibi hissettiriyor ama sonra 1 ay geçiyor herşey olağanlaşıyor, sıradanlaşıyor.

Bir kere herkesin okuduğum okuldan olduğu bir denetim firmasında staj yapmıştım da, ordan da kaçarak uzaklamiştım bunuda itiraf etmeliyim.

Fery... said...

bu yazi neden bende inanilmaz duygusal bi mod yaratti, sorarim size ey sevgili bloger... senki hep bi donemi yasiyorsun is hayatinda permanent hicbir sey yok her sey herkes en fazla 1 senelik... oyle kolay olur ki arkani donup bi karar vermek.. yasamadigin seylerin korkusu olmasin hayatinda... tersine izin var...