saçma sapan işlere vakit ayırmayı özlemek hayatın sonu (as we know it) demek bence. bir düşünün.
. . . . . . . . . . . . .
bugün kalantor müşterimi başarıyla denize püskürttüm. bazen safi panik oluyorum onlarla yalnız kaldığımda, tongaya düşürmeye çalışıyorlar çünkü. "e ama bilmemkim şöyle söz verdi bize, hem x şirketinde de öyle yapıyorlarmış" vb. çok sık kullanılan kalıplar. "ben de %100 kesin" demesem de "şahsi fikrim budur, benden size tavsiye bu şekilde yapın" diye önerir gibi yapıyorum. yanımda da gözümün içine bakan cünyır bir hatun var. ağzımdan çıkanı kanun kabul ediyor. bazen sırf hatun yanlış bilgilenmesin diye müşteri odayı terkettiğinde, "yok hayır yapılabilir tabi ama ne gerek var, ben de o yüzden yapmayalım dedim" diyorum. müşteriye konuşuyorsan çok laf et, az bilgi ver zaten. (ay ne kötü kapı kapı gezen satışçılar gibi yazıyorum. hani benim insanlık karmam??) tecrübelerimden bahsedince inanılırlığım daha da artıyor. bugünkü favori anekdotum türkiyemin pek şahane petrol üreten şirketlerinden birindeki (bin tane varmışçasına) tozlu ambarlarda yüzyıllardır yaşayan adam boyu contaların fason üretime gönderilip sonra da satıcıya satılması süreci oldu. "düşünün," dedim "stoğa girişi kimbilir kaç senesinde kaç kuruştan yapılmış ondan bile vazgeçmeyip kar ediyor adamlar". konu fason süreciydi aslında ama anekdotumu kullanmadan edemedim.
boş atıp dolu tutmaktan başka günlerdir çok da yeni şey öğreniyorum. hesap numaralarıyla konuşan, önceki paragrafın ikinci cümlesinde beni panik ettiren müşterilerim gibi oldum sonunda. "hayır ali bey mümkün mü tek fişte x'le y'yi mahsuplaştırmak aaa" fln diyorum. kırk yıllık muhasebeciye bugün bir şey anlattım dudağı uçukladı mesela. bizimkinin (programın yani) standartı diyorum şaşıp kalıyor. ben bir eğlen bir eğlen.
artık yaşımı gösterdiğim için mi kaale alınıyorum bilmiyorum. ama ikna etme işini sevebilirim. ben buna alışabilirim sevgili blog! fason aşağı fason yukarı konuşan adamlara farkettiğim ufak ama hayati önem taşıyan hesabi bir şey yüzünden no no imposibble mister ı yapıştırıverdim. "aa haklısınız biz bunu hiç düşünmedik" i duyduktan sonraki gazımın ve sallama potansiyelimin exponential artış hızını ne siz sorun ne ben hatırlayayım. bir yerden sonra ben superman olmuş semalardan aşağıya el sallarken kendimi peleriminden tutup çektim aşağı. müşterinin yanında popo sandalyeye temas etmeyecek ama tavana da yakın olmayacak. masanın az üstü iyidir.
. . . . . . . . . . . . .
bugün kalantor müşterimi başarıyla denize püskürttüm. bazen safi panik oluyorum onlarla yalnız kaldığımda, tongaya düşürmeye çalışıyorlar çünkü. "e ama bilmemkim şöyle söz verdi bize, hem x şirketinde de öyle yapıyorlarmış" vb. çok sık kullanılan kalıplar. "ben de %100 kesin" demesem de "şahsi fikrim budur, benden size tavsiye bu şekilde yapın" diye önerir gibi yapıyorum. yanımda da gözümün içine bakan cünyır bir hatun var. ağzımdan çıkanı kanun kabul ediyor. bazen sırf hatun yanlış bilgilenmesin diye müşteri odayı terkettiğinde, "yok hayır yapılabilir tabi ama ne gerek var, ben de o yüzden yapmayalım dedim" diyorum. müşteriye konuşuyorsan çok laf et, az bilgi ver zaten. (ay ne kötü kapı kapı gezen satışçılar gibi yazıyorum. hani benim insanlık karmam??) tecrübelerimden bahsedince inanılırlığım daha da artıyor. bugünkü favori anekdotum türkiyemin pek şahane petrol üreten şirketlerinden birindeki (bin tane varmışçasına) tozlu ambarlarda yüzyıllardır yaşayan adam boyu contaların fason üretime gönderilip sonra da satıcıya satılması süreci oldu. "düşünün," dedim "stoğa girişi kimbilir kaç senesinde kaç kuruştan yapılmış ondan bile vazgeçmeyip kar ediyor adamlar". konu fason süreciydi aslında ama anekdotumu kullanmadan edemedim.
boş atıp dolu tutmaktan başka günlerdir çok da yeni şey öğreniyorum. hesap numaralarıyla konuşan, önceki paragrafın ikinci cümlesinde beni panik ettiren müşterilerim gibi oldum sonunda. "hayır ali bey mümkün mü tek fişte x'le y'yi mahsuplaştırmak aaa" fln diyorum. kırk yıllık muhasebeciye bugün bir şey anlattım dudağı uçukladı mesela. bizimkinin (programın yani) standartı diyorum şaşıp kalıyor. ben bir eğlen bir eğlen.
artık yaşımı gösterdiğim için mi kaale alınıyorum bilmiyorum. ama ikna etme işini sevebilirim. ben buna alışabilirim sevgili blog! fason aşağı fason yukarı konuşan adamlara farkettiğim ufak ama hayati önem taşıyan hesabi bir şey yüzünden no no imposibble mister ı yapıştırıverdim. "aa haklısınız biz bunu hiç düşünmedik" i duyduktan sonraki gazımın ve sallama potansiyelimin exponential artış hızını ne siz sorun ne ben hatırlayayım. bir yerden sonra ben superman olmuş semalardan aşağıya el sallarken kendimi peleriminden tutup çektim aşağı. müşterinin yanında popo sandalyeye temas etmeyecek ama tavana da yakın olmayacak. masanın az üstü iyidir.
gergin ortamlarda çalışmaya hiç tahammülüm olmadığı için 30milyon tl lik loto? (spor loto?) ikramiyesi çıksa ne yapacağımızdan da bahsettik biraz bugün. "ben sizin şirketi satın alırım" dedim. adam da "yemez" dedi. öhöm.
4 comments:
şu aralar ben müşteri tarafındayım. çok pis dedikodunuzu yapıyoruz demedi deme
benim müşterilerim genelde 50 yaş üstü muhasebe ve satış müdürlerinden ibaret. hem sektörlerin farklı olduğunu tahmin ediyorum. aynı şey değil!!
kendi şirketimde, müşteri danışman ilişkisine gerek olmaksızın; muhasebe ekibinden kaçıyorum ve onlarla yapılacak toplantılardan ürküyorum desem. Çünkü aynı dili konuşmak ne yazık ki mümkün olmuyor, bunu da muhasebeden bir haber hallerde değil, tam tersine gayet o süreçten rüzgar gibi geçmiş biri olarak söylüyorum. O yüzden sana bol şans, daha da bolundan sabır diliyorum.
valla benim kaçma sansım yok malesef.. hatta bugün başka bir tanesine daha tosladım. ama neyseki rakam ezberim fena değilmiş. =) hesap numaralarını ardı ardına söyleyebildim bugün!
Post a Comment