Wednesday, November 26, 2008

dokümantasyon vs. ev ödevi

öğrenciliğin en sıkıcı yanı neydi diye sorsalar hiç duraksamadan ev ödevleri derdim. sınavlardan bile daha sıkıcı bir kavramdı benim için ödev. sorumluluğunu sana bıraktıkları, yaparsan sözde hayrına, yapmazsan 0’ı basıp sınav notunu da düşürecek aşağılık bir baskı unsuruydu benim üzerimde. sadece liseden bahsediyorum bu arada.. üniversitedeki “ödev” konseptimiz bizim genelde “proje” başlığı altındaydı. zaten haftalarca ya da aylarca çalışırdık bir grup halinde ve güzeldi, hoştu ben severdim. sevmesen n’olacak zaten başlı başına bir sınav olarak puanlandığı için seve seve(!) yapılması icap ediyordu. lisede ise projeler ya da dönem ödevleri dışında kalan ödevler genelde sadece işkence olsun diye ıvır zıvır konularda yazılan anlamsız kelimeler bütünüydü benim için. eflak boğdan prensinin özel hayatını araştırın dese canımı dişime takar yazarım bir şeyler ama her sınıfta yüzbinlerce kere okuduğumuz tarih dersleriyle ilgili meydan larousse bilgisi kopyalamayı ödev edinmek nedir yani. matematik pek sevdiğim bir ders olduğundan her türlü ödevini bayıla bayıla yapardım, kafa çalıştırıyorsun en azından sabit bir sonucu var amaç onu bulmak, bir kağıdı dolduracak gereksiz bilgiler bütünü için vakit kaybetmekten daha maksatlı.

neyse ödev nefretimi yeterince aktarabildiğimi düşünüyorum. gelelim bu lise ödevi işkencesinin günümüzdeki yansıması olan dokümantasyon ıstırabına. belki 9-5 çalışan masa başı rutin iş yapanların da vardır dağlarca dokümantasyonu, ama benim gibi proje bazlı çalışanlar için dokümantasyon özellikle önem teşkil ediyor. bir kere projenin ilk safhasında, ortaya çıkaracağın “nihai ürün” ün konseptini ortaya koyan bir business blueprint yazmak icap ediyor. buna bir itirazım yok, hatta gönül ister ki bu BBP muhtekulade detayda yazılabilsin ve hiçbir değişikliğe maruz kalmadan adeta bir ilahi kitap gibi kabul görsün. ahhh keşke. vefakat kazın ayağı böyle değil tabiki.(kazın ayağı kangren şu aşamada hatta) bunun haftalık kişisel ne yaptığının raporu olduğu gibi, grup olarak ne yaptığının da raporu var, yazılım takip listesi var, açık nokta listesi var, eğitim dokümanı var, test dokümanı var... bunlar sabitlerimiz bizim, onlarla yaşamaya alışmamız gerekiyor çünkü ben bu işi yaptığım sürece bu dokümanlardan binlerce yazmak durumunda kalacağım, biliyorum. sorun değil. ama bir de mesela BBP’nin değiştirileceği konularda yazılması gereken kapsam değişikliği dokümanı var, hadi bu da aslında gayet mantıklı, sistematik ilerlemene yardımcı olacak bir doküman. ona da bok atmadım diyelim peki. ama yöneticim her toplantı sonrasında zilyon adet yeni çok çok acil hazırlanması gereken deadline’ları bir-iki gün sonrası olan manyak dokümanlar/raporlar bindiriveriyor mütemadiyen. her seferinde de işinizi gücünüzü bırakıp bunu hazırlayın diyor bir de. şimdi ben aktif olarak yaptığım faideli işleri bir kenara atıp geçtiğimiz 7 aya istinaden saçma salak, artık çoooookkk çooook geç kalınmış olan dokümanlar yazmak zorundayım.. projenin gidişatına hiçbir faydası olmayacak, sadece yönetimi bilgilendirmek için. yemin ediyorum son 1 aydır benzer içerikli olup da farklı formülasyona sahip o kadar çok doküman hazırladım ki.. cuma günlerim hazır şablonların içini doldurmakla heba oluyordu zaten, ben bu kadar çözülmesi gereken sorunu, destek verilmesi gereken müşteriyi bir kenara bırakıp hababam print out basar gibi evrak mı yaratacağım.. ayrıca da içeriği aynı, birbirinden farklı 10 adet doküman formatı oluşturun konulu yarışmada bizim proje yönetimini nobele aday göstermek istiyorum. zaman kaybından başka bir şey değil…

bazen sıra arkadaşımdan kopyalasam ne rahat olurdu psikolojisine giriyorum. lisedeyim ve saçma sapan ödevler veriyor hocalar, söve söve onları yapıyorum. halbuki ben matematik ödevi istiyorum. şunu şunu çöz, bul, hallet desinler. serbest salınıma bıraksınlar da demiyorum. edebiyat / tarih / coğrafya ödevi istemiyorum!!!




2 comments:

Esterhazy said...

Yase sen bildigin hayvan gibi guzel yaziyorsun!! Bloguna karsi olan istahim gun be gun artmakta bilesin. Bi anda cok saygi duydum...

kip said...

siz yazmadığınız için aradaki açığı kapatmaya çalışıyorum şekerim.

bir de, yoksa saygı duymuyor muydun bana yani? anlayalım =)

ayrıca ben seni özledim. msn e gir geceleri bir şey yap.. yoklardasın yine..